Ey Rabbim

Ey Rabbim

Bu dünyada] arınmayı başaran ise, [öteki dünyada] mutluluğa ulaşır

islam

29/12/2006
Kategori: islam

İslam dünyasının önde gelen alimlerinden Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah, görüntülü olarak yayınladığı mesajında, dünya müslümanlarının karşılaştığı mezhepçilik fitnesine karşı acil ve pratik adımlar atılması gerektiğini belirtti.


" Müslümanlar toplumsal anlamda ittifak edilen meselelerde dayanışmaya; ihtilaf edilen meselelerde de seviyeli bir diyaloga dayalı İslami Vahdet davası için çalışmalıdır.

İslam dünyasını kuşatan hadiselerin, yükselen sorunların, ümmet içerisinde oluşan taifeci ve mezhepçi eksenlerin gölgesinde, Sünni ve Şii Müslüman âlimlere seslenerek ümmete ve ümmetin geleceğine karşı tarihi sorumluluklarını yüklenmeleri çağrısında bulunmak istiyorum. Hâlihazırda bölgedeki durum, güvenlik açısından, siyasi ve kültürel açılardan bir çatışmaya sürüklenmekte, şu ya da bu grubu koruma adı altında vehimler mücadelesi verilmektedir.

İşgal güçlerinin ümmeti kendi vatanlarının içerisinde Filistin'de, Irak'ta ve Afganistan'da kuşatmaya alması, askeri karargâhlar kurması, buna karşın bazı ülkelerimizde Sünni ve Şii nüfus hacmi, orada yahut burada ne kadar silahlı güçlerin bulunduğuna dair yapılan araştırmalar gerçekten ilginçtir. Birileri Sünni ve Şiilerin sanki davalı iki aşiret olduğunu tasavvur etmekte; çatışma sonrası neler olacağının hesaplarını yapmaktadır.

Gün geçtikçe artan bu zor ve tehlikeli şartlar karşısında ümmetin Sünni ve Şii âlimlerine sesleniyor, olayları idrak ederek ümmetin maslahatı doğrultusunda müdahalede bulunmaları çağrısında bulunuyor ve şu meselelere dikkat çekmek istiyorum:

Birincisi: Mezhebi durum büyük haramlar çizgisine gelmiştir. Eleştiri kültürünü kaybetmemizle birlikte başkalarına Peygamber (s.a.a.) sahabelerine ve Ehl-i Beyt'e ilişkin açıklamalarla yanlışlar yapmaya başladık. Ortaya geri kalmış bir reel durum çıktı ve ümmete ve İslam'a karşı samimi olmayan, İslam’ın öncelikli maslahatlarını gözetmeyen liderler bu durumu korumaya başladı. Öyle ki bu liderler kendi maslahat ve bağlarını dahi gözetmediler. Sünni ve Şii âlimler bu realiteye el atmalı, sadece sözlü kınamalarla yetinmemeli, bilakis bizzat sahneye çıkarak pratik düzeyde bir eylem ortaya koymalıdır.

İkincisi: Oraya buraya dağılmış bazı İslam âlimlerinin, emperyalist ABD'nin körüklediği ve şartlarını Irak ile çevresinde hazırladığı mezhepçi tahriklere kapılmış olduğunu görüyoruz. Bu kimseler Müslümanlardan bir fırkanın korunması sloganıyla hareket ediyorlar, bir grubun başına gelen facialardan bahsediyorlar. Nitekim kısa bir süre önce kim oldukları bilinen âlimlerin yürüttüğü bir konferansa ve başka yerlerden başka âlimlerin sözlerine şahit olduk.

Ümmet düzeyinde ateşe benzin döken şu fetvalara bir kulak verelim! Kulak verelim ki insanlar meseleyi karıştırsınlar; ümmet düzeyinde bir zihin kargaşası yaşansın! Sonunda korktuğumuz başımıza gelsin! Hem de sadece emperyalizm tarafından değil; bilakis saflarımızın birliğini ve onurunu koruması gereken bir bilince sahip olmasını beklediğimiz evlatlarımız tarafından da!

İşte bundan dolayı âlimlere sesleniyorum ve diyorum ki Allah'tan korkun! Ümmeti zayi edecek, ümmeti mezhebi garazlarınız doğrultusunda yaş kuru ayırmayan bir yangının içine sürükleyeceksiniz. Oysa sizden beklenen ümmetin şu şartlarda güçlenmesi için çaba sarf etmektir.

Üçüncüsü: İslam âlimlerinin, ümmeti "ılımlı" ve" radikal" diye ikiye ayırmaya çalışan Amerikan projesinin kurbanı yahut destekçisi olmaması gerekmektedir. Zira bu ayrım, hiçbir Müslüman grubun lehine olan bir ayrım değildir. Bilakis bu Irak ve Afganistan'da boğulması, İsrail'in son savaşta yenilmesiyle Lübnan'da yaralanması sonrası Amerikan hareketine bölgede yeniden hayat tanıyacak bir başlangıcı ifade etmektedir.

Şunu çok iyi bilmemiz gerekiyor ki ABD yönetiminin bölgedeki başarısızlığının bedeli olarak bir yandan mezhepçi fitne körüklenmeye, bir yandan da iç çatışma ve çekişme ruhu canlandırılmaya çalışılıyor. Nitekim Irak'ta, Filistin'de ve Lübnan'da yaşanan da budur. Filistin meselesi hakkında öne sürülen "bağımsız Filistin devletinin kurulması" vehmi de bizleri yanıltmasın. Zira Filistinlileri iç çatışmaya sürükleyen bizzat Amerika'dır. Yine ABD, Lübnanlıların iç sorunlarıyla daha fazla vakit harcamasını istemektedir. Sırf bu yüzden Lübnan'da istikrarı sağlayacak her türlü çözüm ABD tarafından engellenmektedir. Bilakis ABD, gücünü, ordusunun yapılanmasını ve istihbaratını toparlamaya çalışan İsrail'e hizmet etmektedir.

ABD yine Irak'ta halkın mezhebi ve etnik gerekçelerle meşgul olmasını, güvenlik açısından bir kaosun yaşanmasını istemektedir. ABD, bununla birlikte işgalin devam etmesine ve ümmeti kullanarak stratejik çıkarlarının gerçekleşmesine katkı sağlamayı tasarlamaktadır.

Dördüncüsü: ABD tarafından desteklenen Batı ekseni -ki AB ülkeleri bu çerçevede hareket etmektedir- ABD'nin Irak'taki yenilgisini hala itiraf etmeme noktasında diretmektedir. Zira buradan yola çıkılarak ayrı bir siyasi havanın oluşmasından ve bunun da İslami hareketlerin, özgürlükçü hareketlerin yararına gerçekleşmesinden endişe duyulmaktadır. İşte bu yüzden söz konusu eksen Batı projesini himaye etmeye, mezhebi ve etnik çatışma çıkarmaya çalışmaktadır.

Beşincisi: Müslümanların birçok ülkedeki sorunları ve stratejik meseleleri ötekinin programına göre sahte başlıklar altında çözülmeye çalışılmaktadır. Bu durum İslam dünyasına zarar vermektedir. Zira emperyalist ülkeler işleri bizim maslahatımıza göre değil kendi maslahatlarına göre çözümlemeye çalışmaktadırlar. Bu noktada Ulu’l- Emr’in ve bilinçli âlimlerin Müslümanların sorunlarını sorumluluk taşıyan liderler aracılığıyla çözmesi gerekmektedir.

Biz, Sünni Şii tüm otoritelerin İslam dünyasının sorunlarını açıkça etüt etmek üzere harekete geçmesini istiyoruz. Bu noktada geleneksel protokollere dayalı toplantılar düzenlemek yerine, pratik etkileri olan özel oturumlar yapılmalıdır. Zira içinde bulunduğumuz durumun tehlikesi, bu tür özel ve genel geleneklerin aşılmasını zorunlu kılmaktadır.

Altıncısı: Allah, Müslümanların güçlü, kudretli, dünyada kendi kararlarını veren etkin bir ümmet olmaları için sebeplerin peşi sıra gitmelerini istemiştir. Bu noktada Müslümanlar kaynaklarını geliştirme noktasında kalkınma mekanizmalarına açık olmalı, siyasi anlamda özgürlük ve bağımsızlık meselesinde kendi ilkelerini koymalı, toplumsal anlamda ise ittifak edilen meselelerde dayanışmaya; ihtilaf edilen meselelerde de seviyeli bir diyaloga dayalı İslami Vahdet davası için çalışmalıdır.

Yedincisi: Hâlihazırda İslam dünyasının gerçekliği, âlimlerin tekfirci gruplara karşı genel bilinçlendirme düzeyinde ciddi bir tavır takınmasını gerektiriyor. Bu noktada ferdi, şahsî yahut mezhebi unvanlardan da uzak durulmalıdır. Ayrıca ümmetin tamamının geleceğini tehdit eden stratejik bir tehlike olarak işgalin tümüne karşı fetva, tavır ve hareket düzeyinde etkinlik göstermek de gerekmektedir.

İçinde bulunduğumuz realite, tüm gereksinimleriyle birlikte Sünni ve Şii Tüm Müslüman âlimlere büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Bu noktada Necef, Kum, Ezher, Hicaz'daki ve diğer mevkilerdeki otoriteler böylesine tehlikeli meydan okumaya karşı durmalıdır. Ancak bu şekilde bilinçli bir tepki ve Müslüman âlimlerini bir arada organizeli olarak toplayan bir hareket ortaya konabilir. Mezhepler arası yakınlaştırma topluluğu, İslam Konferansı Örgütü, İslam Dünyası Rabıtası, tüm heyet ve İslami müesseseler ümmetin birlikteliği için İslami sözleşme çerçevesinde kapsamlı ve kuşatıcı bir tavır ortaya koymalı; kendi gettosunda çalışan âlimlere ise ümmeti ve İslam birliğini koruyacak şekilde baskı yapılmalıdır.

Tüm otoritelerin direkt olarak birlikteliği korumak için gündeme müdahale etmesi çağrısını yineliyorum. Ayrıca vahdete zarar verilmemesi ve İslam'ın bölgedeki ve dünyadaki hareketinin korunması için bağlıların meydandaki hareketleri de izlenmelidir. Şu anda özellikle de karşıt projelerin çökertilmesiyle birlikte tüm dünyayı kuşatan, birlikteliği yaşatacak bir projenin ayrım noktasındayız. Aksi takdirde arka planda, mezhep, lider ve aşiret savaşlarının pençesine düşecek, kendimizle birlikte İslam'ın heybetini kıracak; böylelikle İslam'ın etkisini, varlığını ve etkinliğini zayıflatacağız. "

Yorum (3) Yorum Yaz! Kalıcı Bağlantı

islam

29/12/2006
Kategori: islam

Tüm İslam Ümmeti ile birlikte hepimiz duruşumuz, tavır ve yaklaşımlarımız noktasında kritik bir sınavın eşiğinde bulunmaktayız. Bir taraftan sevinç ile hüznü, diğer taraftan da ümit ile kaygıyı aynı anda iç içe yaşamakta iken, tarihten beri sürgelen tecrübeler ışığında kendimize sahih bir zemin ve istikamet tesbit etme sorumluluğuyla karşı karşıyayız.

İslami kimliğimizin değişmez altyapısın oluşturan "ümmet ve vahdet bilinci" bir taraftan emperyalist saldırganlık, ideolojik ve psikolojik savaş yöntemleriyle örselenirken, diğer yandan ne yazık ki ümmet içi bir takım akım, eğilim ve saplantılar sebebiyle ciddi anlamda yaralanmakta ve yıpratılmaktadır.
İslam Ümmetinin düşmanları karşısında uğradığı ve uğrayacağı asıl kayıp, maddi ve zahiri anlamda bir takım imkan ve nimetlerden mahrum bırakılma değil, içsel anlamda algı ve perspektiflerimizde oluşan ve oluşturulan kırılmalar olmaktadır.

Bizler İslam Ümmeti olarak itiraf etmeliyiz ki; nesiller boyu süregeldiği üzere tarihimizden çok ağır ve sorunlu bir mirası tevarüs etme durumundayız. Şu veya bu şekilde bize intikal eden miras, sonuçta bizlerin "idam fermanı" gibi boynumuzda asılı durmakta, içine düşebileceğimiz bir gaflet ya da düşmanlarımızın kuracağı bir tuzak ile bu fermanın infazıyla karşı karşıya kalma riskini taşımaktayız.

Günümüzde bu tehlikenin en önemli veçhesini müslümanlar arası mezhep kavgaları oluşturmaktadır. Bu tür kavgalar tarihimizde çokça yaşanmış ve ortaya çıkan her bir kavga ümmetimizin birliği ve esenliğine ölümcül darbeler vurmuş, sonuçta müslümanların zelil ve esir düşmesinin yolunu açmıştır.

"Ümmet ve vahdet bilinci" biz müslümanlar için tevhid akidesinin bir tecellisidir. Tevhid, "Allah'ı birleme" değildir sadece. Rabbimizin Kur'an'da "sizin ümmetiniz tek bir ümmettir; ben de sizin Rabbinizim o halde bana ibadet edin" şeklindeki buyruğu gereği, tevhid akidesi "ümmeti birleme" sorumluluğunu da beraberinde getirir doğal olarak. Allah'ı birleyip de kavmi, mezhebi, içtihadi, kelami cihetlerden ümmeti çoklayanlar, sonuçta sahih bir tevhid anlayışı üzere olamazlar.

Ne gariptir ki; geçmiştete de örneği görüldüğü üzere, ümmetin çoklanması, diğer bir ifadeyle ayrıştırılıp birbirine zıt kesimler haline dönüştürülmesi ne yazık ki yine tevhid inancı adına olabilmekte, "tevhid" birleştiriciliğin değil, ayrıştırıclığın illeti kılınmaktadır.

Doğal süreçler içinde İslam Ümmeti arasında değişik mezhepler, fıkhi-itikadi ekoller ortaya çıkmış ve şer'i nasslar ışığında islam toplumlarına bir müslüman kimliği kazandırmaya çalışmıştır. Ancak adı ve ekseni her ne olursa olsun herhangi bir mezhebin ve eğilimin, ya da bunlara nisbet kişi ve kesimlerin kendisine mezhebi/içtihadi bir gerekçe göstererek, müslümanların ayrışmasına, kamplaşmasına, aralarında husumet ve adavetin oluşmasına sebep olması hiç bir zaman meşru gösterilemez ve kabul edilemez.

Gününüzde Ehl-i Sünnet ve Şia olarak genelde iki ana kola ayrılan İslam mezhepleri arasında meydana getirilmek istenen ayrılık sadece azılı düşmanlarımızın şeytani komplolarının bir sonucu değil, tarihimizden günümüze sarkan "sorunlu din mirası"nın bir neticesidir aynı zamanda. İster Ehl-i Sünnet adına olsun, ister Şia adına olsun müslümanlar arasına öylesine ayrıştırıcı faktörler ortaya konulmuştur ki, bu faktörler Ümmet binasını dinamitleyen tahrib bombaları olarak varlığını sürekli korumuştur.

Kimden kaynaklanırsa kaynaklasın sünnisi ile şiisi ile müslümanların arasındaki sevgi, beraberlik, kardeşlik duygularını örseleyen, onların aralarındaki bağı gevşeten, ümmetin birliğini, bütünlüğünü ve zindeliğini zedeleyen her faktör başlı başına bir ifsaddır ve buna sebep olanlar Allah katında büyük bir vebal altına girmişlerdir.

Ehl-i Sünnet kimliğini taşıyan müslümanlar kendilerini Hz. peygamber ve ashabının izinde gitmekle tanımlamaktadırlar. Ehl-i Sünnet müslümanların kendi aralarındaki çeşitli farklılıkları bir kenara bırakacak olursak, her bir sünni müslüman kendisini bu minval üzere tanımlar öncelikle.

Bizler tarih ve siyer kitaplarından nasıl bir ashab profili öğrenmekteyiz? Nasıl bir ashab modeli sözkonusudur ki; onların izinden gidiyor olmak, müslümanların birbiriyle zıtlaşmasına, birbirinden ayrışmasına ve hatta birbirlerine düşman olmasına referans olabilsin? Eğer bir ashab modeli müslümanların bölünüp parçalanmasının illeti olacaksa, o zaman, ashabın izinden gitmek "cemaat" olmayı nasıl beraberinde getirsin?

Ehl-i Sünnet olmak, ümmet olmanın gereğidir; ümmetin bir kısmını bir tarafta diğer kısmını diğer tarafta tutup aralarında mesafe koymakla ehl-i sünnet olunamaz. Bu olsa olsa ehl-i tefrika olur. Ümmet bilinci taşıyan hiç bir Ehl-i Sünnet müslüman, islam ümmetini mezhebi ayrışmaların içine itmez, bilakis onun asli misyonu cemaatleşmektir; bu da ümmetin birliğidir temelde.

Ehl-i Sünnet imamları, -Allah hepsine rahmet etsin- ümmet arasında birlik ve zindelik zaafa uğramasın diye alabildiğince hassasiyet göstermişken onları izleme iddiasında olanlar bu hassasiyeti gözardı edebilirler mi? Mezhep imamlarının fetvalarını, siyasi tavırlarını bir kez daha okuyalım; orada ümmet arasında fesad çıkmasın, müslümanlar birbirine düşmesin diye nasıl bir gayret gösterildiğini açıklıkla göreceğiz.

Diğer yandan Peygamberinizin Ehl-i Beytini izlemekle islami kimliklerini oluşturmak isteyen şii müslümanlardan, islam ümmeti içerisinde ayrışma ve parçalanmaya sebebiyet verenler kendilerini ne hakla imamet misyonuna bağlılıkla tanımlayabilirler? Ehl-i beyte bağlılık ile ümmetin ayrılığı iki zıt kutbu ifade etmiştir her zaman. İmamet asli fonsiyon itibariyle, ümmetin birliğinin teminatı olmuşken, imamet adına hareket edenler bu birliği nasıl parçalayibilrler?

Ehl-i Beyt imamları ümmetin birliği ve esenliği adına her türlü fedakarlığı göze almışken, nice zulüm ve haksızlıkları vahdet adına sinesine çekmişken, şimdi onlar adına hareket edip de bu vahdeti zedeleyecek söz ve tavırlar içine girmek, aynı zamanda Ehl-i Beyt imamlarının asli misyonunu ezip geçmek değil midir?

Şu gerçeği altını çizerek itiraf vurgulamalıyız ki, emperyalist ve siyonist saldırganlığın alabildiğince azgınlaştığı, müslümanların hak ve onurlarının pervasızca ayaklar altına alındığı, namus ve ırzlarının bile kirletildiği bir dönemde, her kim olursa olsun sözleri ve tavırlarıyla müslümanlar arasında irili ya da ufaklı ayrışmaya ve zıtlaşmaya sebebiyet veriyorsa, tek olan İslam Ümmetinin kamplaşmasına yol açıp onların birbirlerine düşman hale gelmesine neden oluyorsa, ister şii olsun ister sünni, onlar Amerika'nın ve İsrail'in değirmenine su taşımaktadırlar.

Bizler İslam Ümmeti olarak Amerika ve İsrail'i iç dünyamızda öldürelim öncelikle. Bunun yolu da, ümmet ve vahdet bilincini ihya etmekten geçer; tahrib etmekten değil. Ehl-i Sünnet'in de Şia'nn da yolu kardeşlikten geçer; dövüşmekten, didişmekten ve sövüşmekten değil. Hiç kimse kendini nisbet ettiği mezhebin ve imamların yolunu çiğnemesin; sözüm ona, onlar adına müslümanları ifsada sürüklemesin.

Bugünlerde Amerikan emperyalizmi şeytani oklarını İslami İran'ın üzerine doğrultmuş hazırlık yapıyor. Pentagon'un savaş planlayıcıları, İran'a karşı nüklüer silah kullanma seçeneğini bile masalarının üzerine koymuş durumda. İsrail ise siyonist azgınlığının ivmesini yükseltmiş sürekli Filistinli katletmekte. Ama bizler hala müslümanlar arasında ihtilaf sebebi olan konuların tartışmasında boğulup gidebiliyoruz? Amerika'nın bomba atmasına, İsrail'in kurşun sıkmasına ne gerek var; zaten bizler birbirimizi bombalamaktan ve birbirimizi vurmaktan geri durmuyoruz.

Eğer bizler bu gafleti üzerimizden atıp mezhebi ihtilaflar ve farklılıklar üzerinden siyaset yapma ve söylem geliştirme aymazlığından kendimizi kurtaramazsak, yarın Allah'ın huzurunda ümmetin onurunu ve zindeliğini Amerika ve İsrail'e peşkeş çeken mücrimler olarak çıkmaktan da kendimi koruyamayacağız. Tercihimiz kendi elimizde; ya ümmet ve vahdet bilincini güçlendirip müslümanlar arasında kardeşlik ve birlik rüzgarları estireceğiz, ya da ümmetimizi ve mukaddesatımızı düşmanlarımızın önünde yem edeceğiz.

Yorum (yok) Yorum Yaz! Kalıcı Bağlantı

ZA

29/12/2006

AS

Yorum (1) Yorum Yaz! Kalıcı Bağlantı

29/12/2006
Kategori: hikayeler

Yorum (1) Yorum Yaz! Kalıcı Bağlantı

BİLAL

29/12/2006

Yorum (3) Yorum Yaz! Kalıcı Bağlantı
klipler